PRAG, İLK GÖRÜŞTE AŞK

Prag ile ilk tanışmamız 2013 senesinde üniversiteden iki arkadaşımla birlikte katıldığımız bir kongre nedeniyleydi. İlk defa yurt dışına çıkıyordum ve herkes o yüzden bu kadar çok sevip, beğenmiş olabileceğimi söylüyordu. Ancak yıllar geçti ve tekrar gittiğimde daha iyi anladım ki ne ilk ne son, Prag bir başka, hep yine gidelim arzusu yaşatan, sizi kendine bağlayan bir şehir. 

Bu yazımda ikinci gidişimden, yani Burak ile beraber gezdiğim yerleri, edindiğim bilgileri aktarıyor olacağım 🙂

John Lennon duvarı

Ulaşım:

En yakın arkadaşım Ezgi’nin Viyana’ya gidelim fikri ile çıktığımız yolculuğa Prag’dan dönme kararı almıştık. Viyana’ya Onur Air ile uçup dönüşümüzü Pegasus Airlines ile yaptık ve bir kişi yaklaşık gidiş dönüş 750 lira ödedik. Bayrama denk geldiği ve bileti bir kez tarih nedeni ile değiştirdiğimiz için fiyat çok yükseldi. Bu rota için daha uyguna bilet bulmanız mümkün. 

Prag’a Cesky Krumlov’dan geçtiğimiz için otelden otele bir shuttle ile anlaştık. Cesky Krumlov’u anlatırken bu yolculuğa da değineceğim. Eğer Prag’a gidiyorsanız kesinlikle Krumlov’a da en az bir gün/gece ayırın, pişman olmayacaksınız.

Şehir içi ulaşım için ise sadece iki kere toplu taşıma kullandık. Biri şehir merkezinden havaalanına giderken otobüs, diğeri ise Prag kalesine tırmanmamak için tramvay. Prag’da en yaygın toplu taşıma sanırım tramvay, nostaljik görüntüsüyle şehrin her köşesine gidiyor. Prag, kalesi hariç her yeri yürüyerek keşfedeceğiniz bir şehir olması nedeniyle toplu taşımaya gerek kalmıyor. Zaten o kadar güzel ki her yer, kesinlikle yürüyerek gezmelisiniz.

mala strana

Konaklama:

Prag gezimizde dört kişiydik ve bu nedenle dört kişilik bir evde konakladık. Kişi başı 3 gece için 75 euro ödedik. Rezervasyonumuzu booking.com üzerinden, yeni şehir yani nove mesto tarafında bir apart kiralayarak yaptık. Adını şu an hatırlayamadığım için paylaşamıyorum. Sizde eğer kalabalık gidiyorsanız apart mantıklı olabilir ya da airbnb’den ev kiralayabilirsiniz. Ben ilk gidişimde de nove mesto tarafında konakladığım için ve eski şehir (stare mesto) tarafına göre daha uygun olduğu için bu tarafı tercih ettim ama tabi ki stare mesto daha iyi bir seçenek olabilir.

mala strana

Ne Yenir, Ne İçilir:

Prag’da en sevdiğimiz restoran şüphesiz ördek burgeriyle Joy Burgerdi, şiddetle tavsiye ediyorum. Stare mesto’da bulunan Tyn Church’un hemen altında La Scala’nın pizzalarını deneyebilir, daha yöresel yemekler yemek istiyorsanız yine stare mesto meydanına yakın Mama Lucy’nin güzel ambiyansı içerisinde Prag’ın yöresel yemeklerini tadabilirsiniz. Budapeşte’de olduğu gibi gulaş çorbası burada da meşhur, ekmeğin içini oyarak servis ediyorlar, değişik bir deneyim olabilir. Deli gibi ördeğe doyabilirsiniz, eğer seviyorsanız domuz da bol bol yer alıyor Prag mutfağında. Bunun dışında trdelnik yemeden kesinlikle dönmeyin, zaten görmemeniz, o güzelim kokuyu almamanız mümkün değil. İlk gittiğimde bayılarak yediğim, uzun rulo halinde tarçınlı ve şekerli bir hamur işiydi trdelnik, ancak 3 senede çok şey değişmiş, artık içine dondurma, çikolata, meyve de koyuyorlar. Kötü olmuş diyemeyeceğim 🙂

Çeklerin çok güzel biraları var ve çok ucuz. Biz özellikle Pilsner Urquell ile Eggenberg’i çok beğendik. 

trdelnik

IMG_3151-minPrag’da Gezilecek Yerler:

Eski Şehir (Stare Mesto): Prag’ın kalbi, her sokağından ayrı zevk alacağınız, binalara hayran hayran bakacağınız, meydanında kocaman astronomik saatin yer aldığı tarihi bir bölge burası. 

Prag’ın en turistik yeri diyebiliriz. Meydanın tam ortasında din profesörü Jan Hus’un anıtını göreceksiniz. Jan Hus, din adamlarının aç gözlülüğünü, kilisenin mal varlığını eleştirmiş bir reformcudur. Ancak bu görüşüyle dinsiz olduğu gerekçesiyle yakılarak öldürülmüştür. Ölümünün 500. yılı anısına meydana anıtı yapılmış. 2013 yılındaki seyahatimde yeşildi ancak yakılarak öldürülmesi nedeniyle anıtı sonradan siyaha boyamışlar. 

IMG_4727-min

Astronomik Saat: Şehrin en çok turist çeken yeri sanırım bu saat, akşam 21:00’a kadar her saat başı burada kocaman bir kalabalığı saate bakarken göreceksiniz. Saati inceleyecek olursanız; sol tarafında elinde aynaya bakan figür, kibir ve kendini beğenmeyi, elinde para kesesi tutan cimri Yahudi figürü ise aç gözlülüğü anlatırken, saatin sağ yanındaki iskelet figürü ölümü, mandolin çalan Osmanlı figürü ise keyfi, eğlenceyi ve zevki ifade ediyor. Her saat başı iskelet elindeki çanı çalarak ölümün yaklaştığını haber eder ancak diğer 3 figür hayır, vakti değil dercesine kafasını sallar. Bu figürlerin dışında birde iskeletin çanı çalmasıyla birlikte ortaya çıkan 12 havari heykeli, yukarıdan açılan pencereler içinden tek tek kendini gösterir. 13. yüzyıldan günümüze kadar bir çok kez hasar alan ancak hala ayakta kalmayı başaran bu tarihi saatin videosunu izlemek isterseniz tıklayabilirsiniz.

IMG_4076-min

Tyn Kilisesi (Meryem Ana Kilisesi): Prag’da seni en çok etkileyen yapı ne diye soracak olursanız kesinlikle Tyn Kilisesi derim. Gotik mimarinin can verdiği bu kilise o kadar heybetli ki insan bakmaya doyamıyor, biraz da korkmaya 🙂 Gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel, o yüzden kesinlikle meydana gece de gidip kiliseyi uzaktan izlemelisiniz. Biz oradayken kilise kapalıydı ne yazık ki içine giremedik.

Bir de Prag belediyesine sormak istiyorum, caanım kilisenin önünü neden binalarla kapattınız? 🙁

IMG_3834-min

Paris Caddesi ve Yahudi Mahallesi Josefov: Paris caddesine, Prag’ın Nişantaşı, Bağdat Caddesi diyoruz, güzelim mağazaların önünden geçerek Yahudi mahallesine doğru yol alıyoruz. Avrupa’nın en eski sinagogu burada yer alıyor ve yine içerisinde Yahudi Mezarlığı da görülmeye değer yerlerden. Eğer burada bulunan Klaus Sinagogu, Pinkos Sinagogu ve mezarlıkların hepsini gezmek istiyorsanız kombine bilet almak en mantıklısı. Özellikle Pinkos Sinagogu soykırıma adanması nedeniyle görülmeye değer. 

IMG_4400-min

Charles Köprüsü (Karluv Most) ve Gözlem Kuleleri: Vltava nehrinin üzerindeki en güzel, en görkemli köprü Charles Köprüsü. Kral IV. Karl tarafından 1300.lü yıllarda inşa ettirilen köprü 516 metre uzunluğunda. Üzerinde sağlı sollu  yerleştirilmiş 30 tane heykel var. Bu heykellerden bir tanesi de Osmanlı figürü. Prag Kalesi yönüne doğru yürüdüğünüzde sol tarafta sonlarda olan göbekli yeni çeri heykelini görebilirsiniz. Heykellerden en ünlüsü heykeltıraş Jan Brokoff tarafından yapılan St. John Nepomuk’un heykeliymiş. Bu heykelin eline dokunulduğunda Prag’a tekrar gelineceğine inanılır.

Gelelim köprünün iki ucunda bulunan gözlem kulelerine. Eski şehir tarafındaki kuleye iki gidişimde de çıkmıştım. Yukarıdan Prag’ı 360 derece görebilirsiniz. Vltava nehrini ve Charles Köprüsünü belki de en iyi fotoğraflayacağınız nokta burası olabilir. 

gözlem kulesi

gözlem kulesi

Prag Kalesi (Hradcany) ve Aziz Vitus Katedrali: Tüm heybetiyle şehrin simgesi olan Prag kalesi, günümüzde Cumhurbaşkanlığı ofisi olarak kullanılıyor. 9. yüzyıldan beri ayakta duran kale Unesco dünya mirası listesinde de yer sahibi. Kale’nin içerisinde bulunan ve bir zamanlar Kafka’nın da oturduğu Altın Yol haricinde kaleyi ücretsiz gezebilirsiniz.

Prag kalesi’nin bir diğer önemli noktası ise Aziz Vitus Katedral’i. Gotik mimari Prag’ı esir almış durumda ve tabi ki katedral de yine gotik mimarinin etkisiyle inşa edilmiş, pek bi güzel olmuş. Kral ve Kraliçelere taç giydirme törenlerine de ev sahipliği yapan bu katedral 600 yılda son halini almış. Gotik mimari, Tyn Kilisesi’ni anlatırken de bahsettiğim gibi bana hep korkutucu gelmiştir. Kilisenin içini ve dışını muhakkak inceleyin, heykelleri gördüğünüzde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

aziz vitus kathedrali

prag kalesi

Petrin Tepesi: Sana bir tepeden baktım aziz Prag demek için ideal bir yer mi arıyorsunuz, işte Petrin Tepesi aradığınız yer. Sıcacık kahvenizi veya buz gibi biranızı sipariş edeceğiniz manastırın yanındaki kafede oturarak manzaraya dalmaya hazırsanız doğru yer Petrin Tepesi.

petrin tepesi

Kafka Müzesi ve En Dar Sokak: Kafka’nın evindeyiz, haliyle müzesinin olmasına şaşırmıyoruz. Eski şehir tarafından Charles köprüsünü kullanarak karşıya geçip sağa doğru yürüyerek müzeyi bulabilirsiniz. İçinde kitaplarını da satın alabileceğiniz bir hediye dükkanı var, kendinize ya da sevdiklerinize buradan hatıralık bir şeyler alabilirsiniz. Müzeye giderken sağ tarafta, girişinde trafik lambası olan daracık bir geçit göreceksiniz, şaşırmayın 🙂 eğer kırmızı yanıyorsa bekleyin öncelik aşağıdan gelenin. Aynı anda karşılıklı gidip gelmek zor, dediğim gibi en dar sokak olarak geçiyor burası. Görmeden dönmeyin 🙂

2013-09-15 17.52.09_preview-min

2013-09-15 17.47.39_preview-min

Mala Strana Bölgesi: Eski şehir tarafından karşıya Charles köprüsü ile geçtiğinizde sol tarafınızda kalan bölge Mala Strana. Meşhur John Lennon duvarı buranın en turistik noktası. Duvar, Lennon öldükten sonra grafitisinin yapılması ve ‘imagine’ yazılması ile ünleniyor. Polis ilk zamanlarda müdahale etse de zamanla bu duvar üzerine bir sürü barış, sevgi  ve direniş temalı grafitiler yapılmaya devam edilmiş. Umarım siz gittiğinizde de müzisyenler olur ve biranızı alıp oturup keyifli vakit geçirebilirsiniz 🙂

Dans Eden Ev: Bir sigorta şirketinin ofisi olan, modern mimarinin can bulduğu bu binaya dışarıdan baktığınızda dans eden bir erkekle bir kadın figürü göreceksiniz. Vltava nehrinin kenarında güzel bir yürüyüşle ya da Nove Mesto  meydanından yürüyerek ulaşabilirsiniz.

IMG_4012-min

Cafe Slavia: Nazım Hikmet’in Prag’da bulunduğu dönemde sık sık gittiği, Vltava nehrinin kıyısındaki bu kafe, edebiyatçıların kafesi olarakta geçiyor. Kahvenizi ve elmalı tartınızı sipariş ederek, piyanistin çaldığı müzik eşliğinde Vltava’yı izleyebilirsiniz. Duvarda bir ressam tarafından resmedilen Nazım’ı bulmak için kafeyi turlamayı da unutmayın 🙂

IMG_4716-min

Bonus: Nazım’ın Slavia’da yazdığı bir şiir:

slavya kahvesinde oturan dostum tavfer’le,
vıltava suyuna karşı oturup,
tatlı tatlı yarenliği severim
hele sabahları hele baharda.
hele sabahları hele baharda
konuşurken dalar dalar gideriz
bir yitirir bir buluruz birbirimizi.
hele sabahları hele baharda.
prağ şehri yaldızlı bir dumandır
ve kızıl, kocaman bir elma gibi.
nezval geçer taze çıkmış kabrinden
param parça yüreği de elinde
ve orhan veli’yle karşılaşırlar
urumeli hisarından gelir o
ve telli kavağa benzer orhanım
yüreciği delik deşik onun da.
biz de aynı loncadanız biliriz tavfer
zanaatların en kanlısı şairlik
sırların sırrını öğrenmek için
yüreğini yiyeceksin, yedireceksin.
pırağ şehri yaldızlı bir dumandır
vıltava suyunun köpüklerine
martı kuşlarıyla gelir istanbul
lejyonerler köprüsüne gidelim tavfer
martı kuşlarına ekmek verelim.

 

PRAG, İLK GÖRÜŞTE AŞK” için 2 yorum

  • 20 Temmuz 2018 tarihinde, saat 15:31
    Permalink

    Harika paylaşım, elinize sağlık arkadaşlar 🙂
    Prag harika bir yer, savaştan zarar görmemesi de masalsı güzelliğini korumuş. Biz de Viyana-Krakow-Poznan-Prag rotasını takip etmiştik. Uçuş Viyana gidiş – Prag dönüş Pegasus ile kişi başı toplam 320 TL gibi yurt dışı için “komik” bir fiyata denk gelmişti. Ancak 6 ay önceden filan aldık, bu nedenle “ya gidemezsek” korkusu hep vardı 😀
    Şuraya özlü sözü de bırakalım bari “Risk Budur” :DD
    Keyifli Gezmeler! 🙂

    Yanıtla
    • 30 Ağustos 2018 tarihinde, saat 16:12
      Permalink

      Teşekkür ederiz 🙂
      Ben Prag ve Viyana’ya iki kere gittim ikisi de ayrı ayrı çok güzeldi. Prag benim en sevdiğim şehir hatta, yine gitmek isterim.

      Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir