BOZCAADA’DA

İstanbul’un karmaşasından ve işten sıkılıp nereye gitsek diye düşünürken, daha önce hiç yolumuzun düşmediği Bozcaada’ya gitmeye karar verdik. Popüler olması aslında bizi korkutmuştu, gezinin ramazan ayına denk gelmesi bir avantajdı belki ama yine de kalabalık olur mu sorularıyla yola koyulduk. Arkadaşlarımızla bir gece Keşan Erikli’de kamp yaparak Bozcaada’yı hafta içine denk getirecektik ve böylece daha sakin bir ada ile karşılaşabilecektik ki öyle de oldu 🙂 

bozcaada

Hayal ettiğimiz gibi bomboştu Bozcaada. İhtiyacımız olan da tam anlamıyla buydu. 2 gece 3 gün nasıl geçti anlamadık ve şu an size bunları yazarken Eylül ayında tekrar gitmenin hayali içindeyiz. 

bozcaada

Ulaşım:

İstanbul’dan yola çıktıysanız Bozcaada’ya iki yoldan gidebilirsiniz. Birincisi Trakya üzerinden Çanakkale’den geçerek Geyikli’ye ulaşmak ve buradan feribotla adaya geçmek. İkinci ise Bursa, Balıkesir üzerinden yine Geyikli’ye ulaşarak feribotla adaya geçmek. Anlayacağınız üzere Geyikli’siz olmuyor. Muhakkak o feribota binilecek. Biz giderken Keşan’a uğradığımız için Çanakkale üzeri gittik ve pek iyi ettik. Böylelikle şehitliğe de uğramış ve atalarımızın ruhlarını yad etmiş olduk.

Geyikli’den adaya arabalı geçmek istiyorsanız gidiş dönüş için 80 tl, arabasız geçiyorsanız da 7 tl ödüyorsunuz. (2018 fiyatları) 

IMG_0414-min

Araba ile gitmek iyi mi, bence evet. Böylelikle adanın her yerine rahatça erişebiliyorsunuz. Ben bisikletle gitmeyi istiyordum aslında ama Burak araba ile gitmenin daha iyi olabileceğini söyledi. Neyse ki dönüşte doğru bir karar olduğunu anladım 🙂 Böylelikle adadaki bütün yolları, koyları gezmiş olduk ve aklım hiçbir yerde kalmadı. Bisikletle dağ tepe tırmanmak hele ki o sıcakta zor olabilirmiş.

Ama Eylül’de kaçarı yok, o bisiklete binilip adaya gidilecek sevgili Burak 🙂 

Bu arada araba için otopark sorunu var mı diye sorarsanız, bizim gittiğimiz dönemde ada boş olduğu için yoktu. Sahilde iki tane ücretsiz otopark mevcut, biz arabamızı buraya park ederek, adada rahatça gezdik.

bozcaada

Konaklama:

Adaya gitmeden önce internetten otellere bakmıştım. İki seçenek vardı. Ya bağ evlerinde kalabilir doğa ile başbaşa vakit geçirebilirdik ya da merkezde butik otellerde kalabilir her an merkezde istediğimiz gibi hareket edebilirdik.

Ama bizim için 3. bir seçenek daha vardı, kamp yapmak. Zaten çadırımız arabadaydı. Ada’da da kamp için bir tesis vardı, gidip baktık ve 2 gece için yeterli geleceğini düşündük. Her gece milyonlarca yıldızın altında uyumak, sabah kuş cıvıltıları ile uyanmak muazzam. Eğer çadırınız yoksa Bozcaada Camping sizin için çadır temin ediyor. Eğer çadırda kalmak istemiyorum derseniz bungalovları da var, 2 ve 3 kişilik seçenekler mevcut.

2018 yılı fiyatları;

Çadır sizinse gecelik kişi başı 35 tl,

Çadır onlardansa gecelik kişi başı 50 tl

Bungalovlar gecelik kişi başı 70 tl

Tesiste barbekü yapabileceğiniz bir alan, bar, kahvaltı ve yemek imkanı, tuvalet, banyo mevcut. Hem de ayazma plajına çok yakın 🙂 Önünden merkeze giden minibüslerde geçiyor, değerlendirebilirsiniz.

Eğer kamp ya da bungalov istemiyorsanız bence merkezden ziyade bağ evlerini tercih etmelisiniz. Ben olsam öyle yapardım 🙂

bozcaada camping

Ne Yenir, Ne İçilir:

Ada’ya giderken pek beklentim yoktu aslında ama o kadar güzel şeyler yedim, içtim ki, şu an düşündükçe ağzım sulanıyor 🙂

Kahvaltımızı bir gün Bozcaada Kalesinin ön tarafında, limanda bulunan Yaren Kafe’de yaptık. Her şey inanılmaz lezzetliydi. Kişi başı 20 tl alıyor. Biz bir kişilik söyledik ve yanına menemen istedik. İyi ki de öyle yapmışız aşırı doyduk. Sağ olsun orada çalışan abimiz (ismini sormayı neden unuttuk?) bize tatmamız için domates reçeli getirdi. Evet domatesin reçeli de oluyormuş. Vedalaşırken elimde iki kavanoz domates reçeli vardı, gerisini siz düşünün 🙂

bozcaada yaren kafe

İlk gün o kadar güzel şeyler yiyince adanın her yerinde böyle olacağını sanarak kampta kahvaltı edelim, zamandan tasarruf edelim istedik. Pişman olduk mu evet, çünkü tabakta kapalı kahvaltılıklar vardı ve sormadan oturduğumuza pişman olduk. Menemen iyiydi neyse ki…

Adadaki ilk akşamımızda Şükrü Usta’da zeytinyağlılarından ve Bozcaada’ya özgü oğlak kavurmadan yedik. Burak bayıldı oğlak kavurmaya, bende zeytinyağlılara. Bir et yemeği, üç zeytinyağlı yemek ve bir çorbaya 60 tl para ödedik. 

İkinci akşamımızda meyhaneye gidip mezelerden tatmak istedik. İnternetten yaptığım araştırma sonucu Sandal kazandı 🙂 Zaten gidince diğer mekanlara göre ne kadar büyük olduğunu görüp doğru yerde olduğumuzu anladık. Daha oturmadan meze seçmek için sizi içeri alıyorlar, daha önce duymadığımız bir sürü çeşit var (duyduklarımız yok :)). Biz çok aç olmadığımız için 4 meze ve iki ara sıcak aldık. Kesinlikle tavsiye edeceğimiz bir meze var, bize mezeleri anlatan ustanın da 100 masadan 90’ı alır diye tanıttığı ege mezesi (56 çeşit yiyecek var içerisinde) efsaneydi. Kesinlikle yemeden dönmeyin. Fiyatları bizce makul, 20’lik rakı, 4 meze ve iki ara sıcak için 210 tl ödedik. 

sandal

Gelelim kahveye, sizde bizim gibi kahve severseniz, merkezdeki Coffee Shelter’a uğrayıp kahvenizi içebilirsiniz. Gerçekten çok lezzetliydi. Hele ki 3 gün kahveden uzak kalmışsanız.

coffee shelter

Dondurmasız olmaz diyorsanız benim gibi dondurma aşığıysanız, Çiçek pastanesinin dondurmasını, özellikle incirlisini deneyin derim.

çiçek dondurma

Adanın olmazsa olmazı şarap. almadan, içmeden dönmeyin, aşağıda daha detaylı anlatıyor olacağım 🙂

Bozcaada’da Gezdiğimiz Yerler:

Rum Mahallesi: İskelenin sağ tarafında kalan alan Rum mahallesi. Fotoğraflarda gördüğünüz o renkli kapılı evler, duvarlarında sanat eserlerini aratmayacak muralların olduğu mahalle.

IMG_0394-min (1)

IMG_0392-min (1)

Paralelde 3 sokaktan oluşuyor. Biz, her birini baştan sona yürüdük. Çoğu butik otellerden oluşuyor. Bazılarında şarap üretimi yapan ve satanlarda var bunun yanı sıra yaşayanlar da. En yükseği 3 katlı binalar, sizde bizim gibi her sokağı gezmelisiniz. Daha fazla yazarak anlatamayacağım, aşağıya bir çok fotoğraf bırakıyorum, böylelikle gitmeden bile bizimle gezmiş olacaksınız 🙂

IMG_0450

IMG_0418

IMG_0432
IMG_0402

IMG_0458

Polente Feneri ve Rüzgar Gülleri: Kaldığınız her akşam gün batımı için gidebileceğiniz, aslında bayağı uzak ama adanın küçük olduğunu göz önünde bulundurarak biz İstanbullular için 5 dakikalık lokasyonda olan Polente’ye toplu taşıma ve araba dışında ulaşmak biraz zorlu olabilir. Merkezden alacağınız şarabınız ve atıştırmalıklarla gün batımından iki saat önce gidin, istediğiniz yere kurulun, rüzgar gülleri dönerken gün batımının tadını çıkarın.

IMG_0646-min

polente

Koylar:

Hangi koy daha güzeldir diye düşünürken, neden hepsine gitmeyelim ki dedik. Tuzburnu tarafından başlayarak adada sahil yolundan ilerleyecek ve yine merkeze dönecektik. Böylelikle bütün koyları görme şansımız olacaktı. Tuzburnu tarafına gitmeniz için şehrin içinde yeterince tabela var ancak bir de siz anlatın diyorsanız jandarmanın olduğu yerden soldaki yolu takip edin, tuzburnunu göreceksiniz.

IMG_0462

Koylar sırayla sizi bekliyor. Hepsi birbirinden temiz, hepsi birbirinden sakin. Ayazma dışında hiç bir koyda (en azından Haziran ayının başında) tesis yoktu. Biz denize Akvaryum Koy’undan girdik. Buraya gitmek biraz meşakkatli. Akvaryum koyu özel mülkmüş, evet ilginç 🙂 bir kapısı var yol kenarında ve araçla girmeniz yasak, yürüyerek ulaşmanız gerekiyor. Eğer güneş tepedeyse ve hava sıcaksa biraz zorlanabilirsiniz. Gölge bir yer olmadığı için yanmanız da cabası. 400 metre kadar yürüdükten sonra sahildesiniz. Oturun ve turkuaz suların keyfini çıkarın. Su soğuk muydu? evet, ama o kadar güzeldi ki, girince alışıyorsunuz 🙂 ben üşümediysem siz de üşümezsiniz. 

Sırayla koyları arabamızdan gördükten sonra (ki hepsi inanılmaz temiz ve ulaşılabilir, ayrıca kum plaja sahip) Ayazma plajına uğradık. Akşam olduğu için girmedik, ama uğramanın bonusu Ata Demirer ile karşılaşmak oldu 🙂 

Sabah yola çıkmadan önce kamp alanımıza da yakın olan Ayazma’ya tekrar uğradık, dalgasız ve serin sularında biraz yüzdükten sonra, Bozcaada’dan üzülerek ayrıldık.

Şarap:

Çok anlamasakta neyi içmeyeceğimizi biliyoruz. Girdiğimiz ilk şarapçı Yunatçılardı. Yasak geldiği için artık tadım yapamıyorlarmış ama öyle güzel anlatıyorlar ki hepsini tatmış kadar oluyorsunuz. Biz Polente’de içmek için Çamlıbağ Blush tercih ettik. Yanımızda götürmek için de kırmızı şarap aldık. Tercihimiz Cabarnet Sauvignon’dan yana oldu. Şarap fiyatları 25’tlden başlıyor. En ucuzu bile lezzetli ve ağızda kekremsi tat bırakmasını sevmiyorsanız bizdensiniz, ve kesinlikle bırakmıyorlar. Blushımızı soğuk soğuk aldıktan sonra Polente’de günü batırarak yudumladık. İnanılmaz lezzetliydi. Eve dönerken dayanamadık bir tane daha aldık. Yunatçıların özel bir şarabı daha varmış Ayapetro, kırmızıdan beyaza. 1930’lu  yıllarda beyaz üzümlerin hastalığa yakalanması sonrasında beyaz şarap üretilememiş. Yunatçıların dedeleri o zamanlarda kırmızı üzümlerin kabuklarını soyarak az sayıda beyaz şarap üretimi yapmışlar. Rengi rose şaraplara benziyor. Bu özel seriyi dedelerinin ruhlarını yad etmek için tekrar üretmişler. Bizde henüz içmesek de bir tane Ayapetro bir de Vasilaki üzümünden yapılmış beyaz şaraplarından  edindik. 

yunatçı

Yunatçılar dışında Talay Şarap Evi ve her yerde isimlerini gördüğümüz otelleri, beachleri olan Ataol’lardan denemelik birkaç şarap aldık. Özellikle Ataol, Merlot şarabı için; ‘Adanın demiyorum, Türkiye’nin en iyi kırmızısı’ diyerek bizi kazandı. Denemek için sabırsızlanıyoruz. 

IMG_0417

Talay Şarap Evi’nden yine bir kırmızı şarap aldık. Tek üzümden yapılmış bir kırmızı, Shiraz. Aslında aklım 3 üzüm karışıkta kaldı ama bir daha gitmek için bir bahaneye ihtiyaç vardı zaten 🙂

Bu yazıdan çıkarılacak bir tek sonuç var, yine gidicez hem de çok uzatmadan. 

Alternatif Gezi Rotası:

Bozcaada’ya giderken neler yapabiliriz diye araştırırken Burak’ın daha önce şehitliğe gitmediğini fark ettik. Rota belliydi, Çanakkale üzeri giderek Kahraman Türk Ordusunun ve Anzakların kabirlerini ziyaret edecektik.

IMG_0369

IMG_0290

Şehitliğe yaklaşık 3 saat vakit ayırmalısınız. Abide haricinde her yer birbirine yakın ama inip dolaşmak, tüyleri diken diken eden Conkbayırı’nın her adımını dolaşmak istiyor insan. Ne kadar minnet duysak az.

Kilitbahir’den Çanakkale’ye feribotla geçiyoruz. Tek yön geçiş araçla 35 tl. Eğer bir saat içinde dönerseniz 10 tl indirim yapıyorlarmış, bilginiz olsun.

Çanakkale’den istikamet Geyikli. Feribot ile Bozcaada’ya geçiyoruz ve dönerken Bursa üzeri döneceğiz. Aslında iki yönden de dönseniz Truva Antik Kenti’ne uğrayabilirsiniz.

IMG_0959-min

Truva filmini hemen hemen herkes en az 1 kere izlemiştir. M.Ö’ye gitmek çok kolay, bu antik kenti dolaşırken filmden sahneler geliyor aklınıza, tarihi öğrenmenin en iyi yolu okumak mı izlemek mi diye düşünmekten alıkoyamıyor insan kendini.

IMG_0927-min

Peki buradaki Truva atı nereden geliyor; (kaynak: hurriyet.com)

Truva’yı ziyaret edenlerin sık sık, Homeros’un İlyada Destanı’nda bahsettiği savaşın simgesi olan tahta atı sormaları üzerine, Kültür Bakanlığı 1973 yılında bir proje hazırladığını sözlerine ekleyen Sevinç şunları söyledi: “Bu projenin uygulanması için Heykeltıraş İzzet Senemoğlu görevlendirildi. Senemoğlu, aylarca Truva içinde araştırmalar yaptı. Ancak Tahta At ile ilgili bir bilgiye ulaşamayınca, 12.5 metre yüksekliği olan Truva Surları’nı baz alıp, hayalinde canlandırdığı Truva Atı’nı yapmaya başladı. Yapım aşamasında atın şekli, savaşı simgelemesi kadar estetik olması amacıyla sık sık değişikliğe uğradı. Sonunda, savaşçıların saklandığı tahmin edilen gövde kısmı oda haline getirildi. Bu odaya çıkmak için atın bacakları arasına bir merdiven ve karnının alt kısmına kapak yapıldı. Truva Atı’nın yapımı için Kazdağları’ndan getirtilen çam kerestesi kullanıldı. At, 1975 yılında ziyarete açıldı.”

Bonus: Truva Filminde gördüğünüz atı da Çanakkale sahilde görebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir